AŞKA YANMALI.. CAN DEDİĞİN..YA CANAN OLMALI; YA DA CANINI ALMALI, YAR DİYEMEZSİN Kİ HERKESE; İÇİNDEKİ YARAN OLMALI HERKESİN DE BİR YÜREĞİ VARDIR AMMA YÜREK DEDİĞİN BİR BAŞKA YANMALI!.. BESMELE İLE BAŞLAYABİLECEĞİMİZ HAYIRLI PAYLAŞIMLAR İÇİN BURADAYIM.

yan KOMŞUMDAN YORUM

20/3/2008 · Kategori: YAKAMOZ _GAZETE YAZILARIM

Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

 

"YAN KOMŞUM".."SEN İLE BEN" İSİMLİ YAZILARIMIN  

HİTAP SAHİBİ...BENİ..YAZILARIMI...KENDİNE YAZILANLARI

BULMUŞ! :) VE İŞTE YORUMLARINDAN BİRİ

SEVGİLER CAN DOSTUM

 

Yazan:SERCAN BUHURCU YILDIZ | Tarih: 15/3/2008
Konu: sen_ben

VARLIĞINLA BAŞLAYAN BİRGÜNÜN YOKLUĞUNLA BİTMESİNE ALIŞAMADIM.AKLIMDA OLDUĞUNUN YARISI KADAR YANIMDA OLSAYDIN HİÇ SENSİZ KALMAZDIM AMA .....
ZORDUR BAZEN ANLATABİLMEK ZORDUR BAZEN ANLATILANI ANLAYABİLMEK.KOLATDIR KAÇMAK ÇARESİZCE AMA BİLKİ KAÇARSAN KOVALARIM ÇÜNKÜ DÜNDE BUGÜNDE VE YARINDA SEN_BEN VARIM......TAM ÜÇ YIL ARADAN SONRA BUGÜN YANİ 15 MART 2008 DE GÖRDÜM SENİ MSNDEN ÖYLE ÖZLEMİŞİM Kİ ANLATAMAM AMA BİR SOĞUK HAVA VAR ARAMIZDA SANKİ
NEDEN BİLMİYORUM AMA ÜSTÜNE BİRDE HAT GİTTİ.......
ÖZLEDİM CANIM VARYA ŞU AN 2 TANE ALBENİ ÇEKTİ CANIM YA KIZMA BİRİNİ SANA ALDIM ZATEN BİLİYORUM ÇOOK SEVİYORSUN ALBENİYİ VARYA SEN ASKER ÜNÜFORMASINI DA SEVİYORSUN DEMİ BİRDE 5 TANE GRİPİN, KULLANDIĞIN DEODORANTIN ADI NEYDİ (VİVİEN) BUNLARI UNUTMADIM DAHA NELERİ AMA EN BAŞTA DA SENİ KOMUTAN SADECE SENİ........
YAĞMURDA ISLANDIĞIMIZ VE BİRBİRİMİZE BAKIPTA KOPTUĞUMUZ GÜNLERİ İŞYERİNDEKİ PERŞEMBE GÜNLERİNİ YORGUN YORGUN EVE DÖNERKEN ALDIĞIMIZ YEMEK KOKULARINI HA BİRDE İLK TANIŞTIĞIMIZDA ALMADIĞIN SELAMIMI BAK BİR SELAM ALDIN NERELERE GELDİK BABANLA ABİNLE ABLANLA BÜTÜN OLDUĞUMUZ GÜNLERİ,SÖYLEMİŞMİYDİM BİRDE L.... ABLAMIN GELİNLİĞİNİ GİYDİĞİM GÜNÜ CAMDAN CAMA SOHPETLERİ BİZDE KALDIĞIN GÜN SABAHA KADAR SOHBETİNİ HEDİYE GETİRDİĞİN SAAT BAŞI ZIR ZIR ÖTEN 5_6 PİLLE ÇALIŞAN DÖNEN SAATİ HELE DE O ERİYEN DONDURMA İLE KARŞILAŞTIĞIMIZ HOCALARI,ÖZEL GÜNLERDE POSTA KUTUMA KONULAN BİRBİRİNDEN GÜZEL GÜL DOLU KARTLARI ÜZERİNDE GÖNDEREN YAN KOMŞUN YAZISINI ........ BİLİYORMUSUN SENİN GİBİ HİÇ YAN KOMŞUM OLMADI BAŞKASIN KOMUTAN BAMBAŞKA UZAK TA OLSAN DEĞİŞTİM DE DESEN KENDİMİ TANIYAMIYOMDA DESEN SEN BENİM UNUTAMADIĞIM BİRİCİK YEGANE YAN KOMŞUM GÖNÜL DOSTUM ARKADAŞIM YA ANLA ARTIK YA KELİME YOKKİ TARİFE ANLATAYIM HEM BECEREMEM SENİN GİBİ ANLAMLI CÜMLELERİ AMA SEN ANLARSIN BENİ VE YÜREĞİMDEN GEÇENLERİ KOMUTANIM TEKRAR SÖYLÜYORUM HARİKA BİR BLOK İNAN BANA KENDİMİ KAYBEDİYORUM OĞLUMU YATIRIYORUM BLOĞUNDA OKUMA FIRSATINI YAKALIYORUM BİRDE SENİ YAKALASAM......(GIDIKLICAM)
SENİ ÇOOK SEVİYORUM BENİM HİÇBAHANEM YOK EVİM, EŞİM, İŞİM, OĞLUMDA OLSA SANA HER ZAMAN AYIRACAK ZAMAN BULURUM. SENDEN RİCAM DEĞİŞTİMDE DESEN ESKİSİ GİBİ OLAMIYORUMDA DESEN BEN RAZIYIM CAN DOSTUM YETERKİ BENİ_SENİ UNUTMA BEN BURDAYIM HADİ SÖYLE SEN NERDESİN GEL ARTIK KİM OLURSAN GEL........
SEVGİLERİMİ SUNUYOR YOLUNDA BAŞARILAR DİLİYORUM. KENDİNE ÇOK İYİ BAK. ALLAHA EMANET OL.GÖRÜŞMEK ÜZERE 2 TANE ALBENİ HADİ KAÇ TANAY VURACAK SENİİİİ BAYYYY ÖPTÜM

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

maziden bir yorum

20/2/2008 · Kategori: YAKAMOZ _GAZETE YAZILARIM

Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

   

 

 

16/2/2008 - DOSTLUĞA ÖZLEM

 

Yazan: KARŞI KOMŞUN

 

GÜLLERİN SOLMADIĞI,UMUTSUZLUĞUN OLMADIĞI,NEFRETİN KALMADIĞI,YÜZLERİN GÜLDÜĞÜ,KÖTÜLÜĞÜN ÖLDÜĞÜ,NİCE GÜNLERDE,NİCE BAHARLARDA,NİCE YAĞMURLARDA BULUŞURUZ İNŞAALLAH. ELİMDE DENİZDEN ALDIĞIM BİR MİDYE VAR.DENİZE O KADAR UZAKKİ TIPKI SENİNLE BENİM GİBİ.AMA ARAMIZDA TEK FARK VAR O DENİZİ ÖZLÜYOR,BENSE SENİ KOMUTAN...... YOLUN DÜŞERSE DÜŞLERE,DÜŞMEMEK İÇİN UĞRA ÜMİTLERE.HAYALİN SIĞMAZSA YÜREĞİNE,BİR GÖKYÜZÜ KUR KENDİNE.AŞK DÜŞERSE DİLİNE,HASRETİ BIRAK SEVDA YELİNE.GERİSİNE KARIŞMA,ELBET ULAŞIR YERİNE.BİR ÖFKE DÜŞERSE DİLİNE,ÖFKENİ VER AZRAİLİN ELİNE.YÜREĞİN YANARDA GÖZLERİN DOLARSA HÜZNÜNÜ YOLLA BEN AĞLARIM ===SENİN YERİNE===......... SENİ ÇOK ÖZLEDİM CAN DOSTUM.ELİNE,YÜREĞİNE,KALEMİNE SAĞLIK. ÖYLE GÜZEL DİLE GETİRMİŞSİNKİ TEŞEKKÜR İÇİN SÖYLEYECEK KELİME BULAMIYORUM. ÖYLE GERİLERE GÖTÜRDÜN Kİ AĞLAMA DEMİŞSİN NE MÜMKÜN CANIM ARKADAŞIM CAN DOSTUM.YOLUN AÇIK OLSUN.GÜLLERİ ÇOK SEVDİĞİNİ BİLİYORUM ŞU AN BİR GÜL KOYMAK İSTERDİM ELİNE AMA ..... DİYORUM Kİ GÜLLERİN EFENDİSİ ŞEFAATÇİN OLSUN CANDOSTUM SENİ HİÇ UNUTMADIM EMİN OL BU YÜREK ATTIKÇA BENİMLESİN ÖPTÜM CANIM ALLAH'A EMANET OL.RESULÜLLAH IŞIĞIN OLSUN YOLUN AÇIK OLSUN....

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ÖZLEM

18/9/2007 · Kategori: YAKAMOZ _GAZETE YAZILARIM

Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

 

EBED MUSÎKİSİ

 

  Bugün de tüllendi ufukta akşam. Uzun, sıcak, sıkıcı bir günün akşamında yağmur geldi aklıma. Bir şimşek çaksa.. yeryüzünün yağmura vuslatını izlesem..

 Gökyüzü gülümsese, tebessümler yağdırsa toprağa, ağaçlara.

  Her yanı sarsa bir anda buhur buhur yağmur kokusu.

 Ağaçlar neşelerinden halay çekmeye koyulsalar..

  Toz- toprak lâl kesilse, onu dinlese, onu soluklasa. Arz ile âsumanın düğününe, kuşlar da semavi bir şiirle eşlik etse..

 Öyle bir düğün ki; riyadan uzak, gösterişten uzak. Davetiyesi umumi..tek tek değil toplu halde dağıtılır davetiyeler.

  Hediyesiz gidebileceğiniz tek düğündür. Aksine gökyüzü verir hediyesini düğüne katılanlara; hem de bolca şırıl şırıl, masmavi..

 Hiçbir dilde eskimez bir şarkıdır yağmur. Dağ olsa, taş olsa, ova olsa fark etmez, hepsi aynı şarkıyı seslendirirler.

  Eylül, nisan, temmuz hiç unutmazlar bu şarkıyı. Dinledikleri an ona tempo tutarlar…

 Bu düğünde garipler de unutulmaz. Bilinmez; bir garibin, bir yetimin, bir mazlumun gözyaşlarına refakat edebilmek amacı ile indirmişlerdir yeryüzüne.

  Bazen yağmur damlalarının sert kayaları aşındırdığı görülür.

 Sebebi mavi damlalarda gizlenen gözyaşlarıdır. İşte böyle barındırır gökyüzü dertlilerin, ızdıraptakilerin ağıtlarını.

  Bazen de yağmur ninnisi ile uyuturlar anneler çocuklarını.

 Yağmur, kendisi anlatır masalını, cama vuran tık tıkları ile..

Yağsa bir yağmur inceden inceden, hecelesek adını rahmetin yürekten. Solmaya yüz tutmuş ümit çiçeklerimize ab-ı hayattan içirip, bize neşv-ü baharı müjdelese..

  Arındırsa cümle mahlûkatı isten ve kirden, silse yüreğimizden kini, nefreti, su-i zannı hepten.

 İn artık ufkumuza. Aldığın ulvi emirle nasiplendir her insanı nurlu katrelerinden. Ta gönüllerimize kadar vur, şefkat ve merhamet mührünü.

 Bitir artık vuslatı. Yeryüzü kadar hasretim sana. Ruhumla barışmak için şefkat mührün gerekli bana.

Ey asuman arz bir düğün bekliyor. Giy artık mavi elbiseni.

Ebet musikisini duyur seni bekleyenlere..

                                                                                                       TANAY

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

21/8/2007 · Kategori: YAKAMOZ _GAZETE YAZILARIM

Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

 

TEK BİR PENCERE

Sizlere bu gün de okuduğum kitaptan aklımda kalanları aktarmayı deneyeceğim. Bu şekilde hem okuduklarım akılda kalıcı oluyor, hem bilgilerimin bir nevi zekâtını vermiş hissediyorum, hem de paylaşma adına olan niyetlerimi icraata dönüştürme fırsatını yakalıyorum.

Bugünkü yazımda birlikte bir karşılaştırma yapacağız. Hayata açılan pencerelerden kim nasıl ve neler görebiliyormuş; anlamaya çalıştım. Şimdi de anlatmaya çalışacağım.

Aslında hayatın doğumla açılan ve ölümle bu dünyaya kapanan tek bir penceresi var. Ancak aynı pencereden bakmamıza rağmen her birimiz hayatı farklı tarif edebilmekte, yaşamdan farklı zevkler tadabilmekteyiz. Bu renklerin, fikirlerin veya zevklerin farklılığından değil; kalp balanslarımızın ayarından kaynaklanmaktadır. Nasıl mı?

Önce karamsar, ümitsiz, yaşamın manasını idrak edememiş insanlara bakalım. Böyle kişiler; hayata ışıltısız gözlerle bakmakta, baktıkları her yeri karanlık görmektedirler. Ayaklarına takılan küçük bir çakıl tanesini dahi dağ hükmünde görüp, hayatını âhü-figan içinde geçirerek kendilerine zulmetmektedirler. Hayatta gördükleri, yaşadıkları, karşılaştıkları her şeyi karamsarca değerlendirmekte ve ümitsizliklerini artırarak, bedenen sağ iken manen (ruhen) intihar etmektedirler. Misâlen; kış mevsimini dahi bir vefat mevsimi olarak değerlendirirler. Bitkilerin saklanarak bahar için hazırlanmasını yok olmak, boşa gitmek olarak tahayyül ettiklerinden, her baktıktıkları yeri dehşetli cenazeler şeklinde görmektedirler. Dolayısı ile kendileri bu durumdan müteessir olarak hüzne gark olmakta ve sürekli bir yas yaşamaktadırlar. Dünyayı da bir matemgâh ( yas mekânı) şeklinde algılamaktadırlar.

Oysa ümitli, güzel düşünen, kalbinden gözlerine ve aklına tek bir yol çizmiş olan insanlar; çevresindeki her şeyin canlı olduğunu, her şeyin vazifesi başında; halleri ve dilleri ile dalları ve meyveleri, çiçekleri ile tozları, taşları ve suları ile böcekleri ve kuşları ile bu dünyadaki tüm varlıkların bir zikir-fikir-şükür içinde olduğunu görürler. Bu tabloyu gören gözler nasıl mutlu olmaz?

Diğerlerine nazaran bu gibi insanlar; ölümü bir yok oluş değil bir terhis, bir izin olarak kabul ederler. Bir asker misali vazirfelerini yapmışlar, tezkerelerini almışlar ve o geçici mekânlarından kendi memleketlerine, sevdiklerinin yanına dönme vaktinin geldiğini anladıkları için de bu yolculuğu(ölümü) sevinçle karşılamışlardır. Onlar için ölüm dahi güzeldir. Çünkü o bir moladır. Hakiki diyara geçiş, bir tayindir. Yıllardır çalışmaktadırlar ve artık paydos zamanıdır.

Aynı şekilde; onlar için kış mevsimi de bir matem mevsimi değil bir hazırlık mevsimidir. Ölmüş, yok olmuş görünen her şey aslında sadece saklanmıştır. Yeni bir mevsim için nakledilecekleri zamana kadar izin almışlar, paydos etmişlerdir. Öyle olmasa idi fosil denilen artıkları nasıl açıklayabilirdik ki; fosillerin tabiattaki vazifelerini herkes bilir. Kurumuş, çürümüş, yok olmuş görünen bitki artıkları; yeni, taze ve çeşit çeşit nebatat için bir gübre görevi ile muvazzaftır.

Yine güzel düşünen insanlar; kışta bahar, ölümde vuslat, kaybolmada tekraren yeni bir hayat görebildikleri gibi; başlarına gelen kazalarda, kendilerine isabet eden musibetlerde, düçâr oldukları hastalıklarda da hep bir güzellik, bir hikmet gizli olduğunu düşünür, görür ve idrak edebilirler. Çünkü hiçbir şey tesadüf değidir, “kâinatta tesadüfe tesadüf edilmez!” bilirler. Bunun bilinciyle de mutlu yaşarlar.

Çünkü “güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayatından lezzet alır!” !

                                                                 TANAY

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

en güzel....

2/8/2007 · Kategori: YAKAMOZ _GAZETE YAZILARIM

Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

 

ZOR AŞK!

 

   Bir film izlerken aldığım bir not hakkında birlikte yorum yapmaya ne dersiniz? Genelde haksız bulunduğum bir konu olduğu için, bunu sizlerle paylaşıp sizin de düşüncelerinizi almak istiyorum.

   Cümlemiz şu: “aşk; karşıdaki insanın en kötüsünü görmeye rağmen onu sevmeye devam etmektir.”  Tamam, bu sadece filmin konusuna uygun bir ibare. Ama bununla aynı çizgide bir atasözümüzün olduğunu hatırladığımda, aşkın bu tabirinin irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Atasözümüz de: “Aşkın gözü kördür”!

  Şimdi ben bunları nasıl anlamalı, nasıl yorumlamalıyım? Aşkın bir kısım tavizler doğuracağını, ödün verdirmek zorunda olduğunu anlayabilirim. Aşk fedakâr ruhların amelidir. Cesur gönüllerin arzusudur. Aşk mecnunlar’ın yaşam stilidir. Ancak, bir insanın değer verdiği kişinin kötü hasletlerini, en büyük yanlışlarını görmesine, bilmesine rağmen onu sevmeye devam etmesine ben aşk diyemiyorum. Hataları, belki de birçok kişinin hayana malolacak yanlışları, aşk için göz ardı etmek iradesizlik değil midir? Zira sevmek ayrıdır, çirkimliklere karşı kör gözlü olmak ayrıdır.  Sevgi ne kadar büyük olursa olsun, yanlışları düzeltmeye çalışmadan sevmeye devam etmek; o yanlışlara rıza göstermektir ki, bu da bana göre aşkı ucuzlaştırır!

  Hatasız insan olmaz. Aksine gülün dikenleriyle anlam kazanmasına eş, insan yanlışlarıyla vardır ve hata yapmadan olgunlaşamaz. İnsan sabırlı bir varlık olmakla birlikte sabır gerektiren bir varlıktır. Aşk da; sabır, fedakÂrlık, cesaret istediği gibi kuvvetli bir irade ister ki; sevenlerin birbirinin hatalarına göz kapatmak gibi büyük bir hataya engel olarak ebedî kalabilsin, her zaman değer bulabilsin!

   Yanlış mı siz söyleyin? Yüreğin emir dinlemeyeceğini, karşılık beklemeyeceğini, çirkin-güzel, zengin-fakir farkı gözetmeyeceğini anlamak zor değil. Ama aşkta oluşan körlüğü ve sağırlığı kabullenemiyorum. Aşkta dahi, kalble vi cdan arasındaki köprünün yıkılmaması gerektiğine inanıyorum. Gerçek aşkın bu köprünün tam ortasında bulunmasu hususunda ısrarlarımı sürdürüyorum. Biliyorum bu çok zor. Ama en güzel aşk zor olandır!!..

                                           tanay

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

5/7/2007 · Kategori: YAKAMOZ _GAZETE YAZILARIM

Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

 

 

KATIŞILSIZ APTAL

 

 “Bir zamanlar bu dünya ve insanlar” diye başlıyorum yazıma masal anlatır gibi. Ama düşüncelerimi ifadeye dökebilirsem, o zamanların masal olmaktan bir farkı olmadığını sizler de anlamış olacaksınız.

 Bende sık sık zuhur eden bir düşüncedir bu. Daha ziyade insanlardan onlara yakışır tavırları göremediğimde yaşadığım hayal kırıklığının sonucudur bu. Şöyle ki; sanki insanlar daha önce birbirlerine karşı daha anlayışlı, daha hoşgörülü, birbirleri ile daha sakin, daha uyumlu bir yaşayış sergiliyorlardı. İnsanların sözleri, hareketleri, fizikleri bugün olduğu gibi, dikkatli incelenmiyordu. Bugünkü gibi özel yaşama, aile yaşantısına müdahale yoktu; yabancı gözler ve diller tarafından. Kendimize arkadaş seçmekten korkmuyorduk. Görüştüğümüz insanların güvenirliklerinden emindik. Derdimizi anlatabildiğimiz, sırrımızı paylaşabildiğimiz, mutluluklarından memnun olup, kederlerinde hüzünlendiğimiz insanlar çoklukta idi. Bu insanlar ömürlerinin sonlarına kadar sırlarını esir edip, kendileri o sırların esiri olmamakla birlikte; sırrınızı veya bir hatanızı size karşı bir silah olarak kullanmıyorlardı. Herkes güvenilir olma hususunda titiz davranıyor, iyilikte yarışıyorlardı. Her mümin, kardeş biliniyor, her kardeşin derdi dert biliniyordu. İnsanlar bugünkü gibi birbirlerinin hatalarını, eksik ve kusurlarını araştırıp ortaya çıkarmakla vazifeli değillerdi!! Bilakis, %99 hatalı birinin dahi güzel bir hasletini bulup, %1’lik ihtimali gözden kaçırmamaya özen göstererek seviyorlardı birbirlerini…

 Daha önce dilden çıkan her söz lime lime edilmiyor ve dinleyenin değil, söyleyenin yüreğine göre şekil alıyordu. Şimdi, öyle ince eleyip sık dokuyoruz ki konuşurken, nerede ise hiç konuşmayacağız. Zira dilimizden çıkan her kelime rahatlıkla farklı bir taraf saptırılabiliyor, farklı anlamlar yüklenebiliyor sözlerimize. Sanırım bunun için konuşmaya başlarken “yanlış anlamayın ama..” diye açıklayıcı cümle kullananların sayısı arttı.! Evet, yanımızdaki insana karşı neyi nasıl anlatacağımızı şaşırır hale geldik. Çünkü hüsn-i zanların, iyi niyetlerin yerini su-i zanlar aldı. Bir olay, bir insan karşısında en son düşünmemiz gereken şeyi en başta düşünür olduk. Ön yargılarla yaklaşır olduk insanlara. Daha da kötüsü olayları, fikirleri değil; insanları, kişileri konuşur olduk. Bunu adı gıybet olmasına rağmen… Vebadan kaçar gibi kaçmamız gereken bir hastalıktı oysa gıybet!

 Alışverişlerimiz de karşılıklı iyilik-kötülük hesabı ile yapılıyor artık. Hep negatifleri saklıyoruz içimizde. Sadece çıkarmayı (çıkarımızı) düşünerek işlem yapıyoruz. Toplama(birlik olma) yönünde değil de gruplaşma yönünde çalışmalarımız var. Hatasını gördüğümüz insanı uyarmak yerine defterden siliyor, negatif enerji(!) aldığımız kişiye bir şans daha tanımıyoruz; hepimizin fıtratında hata yapmak olduğu halde.. ayrıca o kişi benim bir hatam yüzünden mi bu halde gibi bir iç hesaplaşmaya girme zahmetinde hiç bulunmadan çok rahat yargılayabiliyoruz insanları. Oysa yarattıklarına ceza vermek ancak Yaradan’ın vazifesidir. Evet, bizler kendi vazifelerimizle Allah’ın vazifesini karıştırır olduk!

 Birbirini aldatmak moda haline geldi. Artık aldatabilenler tebrik ediliyor. Hangi konuda, kim tarafından olursa olsun, aldatılanlar aldatma taraftarı değildi! Böyle dehşetli bir fırtınadan dolayı yaşamlar, özellikle aileler tehdit altında değildi. Ne eşi, ne arkadaşı tarafında aldatılma korkusu taşımıyordu hiçbir insan. Mahkemelere boşanma davaları için bu kadar çok müracaat yoktu. Dostluklarsa her zaman taze ve samimiydi.

 İsyanlar, baş kaldırışlar her mekânda, herkes tarafından bu derece yaygınlaştırılmamıştı. Şu ansa ailede isyan, mahallede isyan, üniversitelerde isyan… İlişkilerimize kaba kuvvet hâkim oldu. Konuşamıyoruz artık. Evet konuşan nefsimiz, konuşan makamımız, konuşan adalelerimiz… BİZ konuşmuyoruz; içimizdeki onlarca başka BENler konuşuyor!

 Okullar dahi ilim yuvası, aile ocağı olmaktan çok uzak artık. Daha önce bu eğitim yerleri bugünkü gibi flört mekânları değildi!

Daha önce yaşamımızdaki her varlık, her unsur; toprak, bayrak, anne, vatan, eş ..vs. kutsal sayılırken, bunlar uğrunda canlar feda edilirken, şimdi mukaddesiyeti ve kutsallığı delillerle sabit olanları dahi hayatımızdan çıkarttık ve onlara karşı saygısızlaştık.

 Sevgiler temiz, sevgiler güzel ve anlamlı idi. Şu an, sevgi adı altında yalanlar, entrikalar, beklentiler, çıkarlar söz konusu. Seven sevdiğini o olduğu için, Allah rızası için sevmiyor. Şu an karşılıksız seven ve beklentisiz şefkat ve sevgi verebilen sadece analar kaldı desem abartmış olmam sanırım. Sevgiler adına şiirler yazılıyor, sevda adına romanlar oluşturuluyor ancak insanlarımızın aralarında oluşturduklarını zannettikleri şey sevgi değil. Buna sevgi denemez. Sevgiler bu kadar basitleşemez. Şiirlerde yazılan, filmlere konu olan aşklar da çok gerilerde kaldı. Leylalar ve Mecnunlar yok ki aşk olsun!..

 Aynı şekilde Fatihler yok ki fetih olsun! Daha önce devletler, ülkeler fethedilirdi. Zamanımızsa gönül, insan fethetme zamanı. Ama fatih yok..

 Daha önce neşe vardı, mutluluk, huzur, kalp rahatlığı vardı. Şu ansa öfke, sertlik,  kabalık, mutsuzluk var. Riyakâr yüzler, samimiyetsiz gönüller ve hatta ölmüş ruhlar mevcut. Önceleri güller, yağmurlar, ağaçlar, gökyüzü, deniz, toprak sevilirdi. Tüm varlık muhabbetle kucaklanırdı. Artık mal-mülk, makam-mevki, rütbe, sıfat seviliyor.

 Hakikatler terk edildi, sanal bir âlemde yaşanılıyor. Egoistlik at başı. Tüm renkler kaybolmuş, biz ya kırmızı(vahşeti) ya da siyahı seçiyoruz….

 Evet, şu anki değerlendirdiğim dünya sizce de yaşadığımız dünya mı? Daha önce de böyleydi de ben mi göremiyor, duyamıyor, fark edemiyordum? Daha önce pembe olan dünya mıydı, benim gözlüklerim mi? Yoksa kötü olan ben miyim; kötü düşünen, kötü gören? O zaman neden hala çevremdekiler bana; insanlara güvendiğim, onları sevip hüsn-i zanlarımı çoğaltmaya çalıştığım zaman, insanlara kötülük, art niyet yakıştırmadığım için bana “katışıksız aptal” diyorlar?!

 Sizce ben şu an hangi dünyadayım?

  

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

15/6/2007 · Kategori: YAKAMOZ _GAZETE YAZILARIM

Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

  GÖZLER

 

 

  Hayata bakan pencerelerdir; gözler. İnsanlarla bağlantı kurmanın yollarından biridir. Hatta bazen de tek yolu. Çünkü konuşulmayan zamanların sözcüsü, anlatılamayanların tercümanıdır onlar. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, hislerin boğazda düğümleştiği, dertlerin dağlarla paylaşıldığı zamanlarda imdada yetişir gözler; bazen buğulu, bazen ürkek. Kimi zaman da utangaç…

  Çaresiz kalındığında dışarıya kapatılan pencerelerdir gözler. Ama kapalıyken dahi yüreğin aynasıdır. Yüreğin fırtınalar estirdiği mevsimlerde onlar da dumanlıdır. Bazen kirpiklerin arkasına bir şebnem saklanmıştır. Korkak veya da mağrur. Bu da yüreğin kendinden dahi kaçtığı, kapılarını kara kışa açtığı zamanların ayineliğini yapan gözlerin resmidir. Ne kadar sıkı kapansa da göz kapakları bazen,  o bendi yıkan damlalara engel olunmadığına şahit olunur. Zira baraj taşmıştır; ya isyandan, ya ümitsizlikten, ya çaresizlikten..Sağnak yağış bırakırken yaralı yürek gözler suskun kalamaz, konuşturur gözyaşlarını.

   Ne yaş, ne ışık; bir noktaya kilitlenmişse kısık kısık, o gözler ya hasret ateşinin korunu ya da gerçekleştirilememiş, bir ukde olarak kalmış hayâlleri barındırır. Çünkü yürek eziktir, yürekteki yangının kızıllığı düşmüştür gözlere.  Güneşin batması ile kızıllaşan tabiatı resmeden ressam misali, kalpte batan nice hayallerin, vaadlerin, kaybolan güzelliklerin ressamıdır fersiz gözler…

  En tatlısı, en güzeli de kaçış tünelidir onlar. Vefasızlıklardan, yalanlardan, samimiyetsizlikten, ayrılıklardan hatta sevgisizlikten yorulmuşsa kalb, gözlerin içindeki sığınağa kaçar. En güvenli sığınaksa; ya annenin gözlerindekidir ya da yağmur kokulu, gül sıcaklığındaki, yüreğinin kadife rengini yansıtabilmiş gözlerin sığınağı; yârin gözlerinin!..

   Bazen bunun tam aksini de yapar gözler. Sevenin gözlerinden kaçar; o gözleri kaybetmekten, kendininkinin içinde de aynı sevgiyi görmekten korktuğu için! En tehlikeli, en ızdırablı ve en zor göz bu gözdür. Yüreği açık vermek istemeyen göz.

Yürekleri gözlerde yakalamaya çalışan ancak, gözleri ile yüreğe yakalanmamak isteyen göz. Deli ve dobra bir yüreğe rağmen korkak gözler…Cesur sözlere inat kaçak gözler…

Karşılaşmışsanız yakalamaya çalışmayın. Gözlere kelepçe takmış bir yüreğin gardiyanı her zaman kendisidir!

 

                                                                                              TANAY

                                                                   

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

24/5/2007 · Kategori: YAKAMOZ _GAZETE YAZILARIM

Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

 

AKILLI İNSAN

   “Sevgiyi sevip, düşmanlığa düşman olmalı inançla coşan bir kalbin en mümeyyiz vasfıdır” diyor muhterem bir zat!

     Dikkat edelim; sizi seveni sevin, sizi sevmeyene düşman olun demiyor. Sevgiyi sevin diyor. Sevgi nedir? Kalbin can damarıdır. İnsanı insan yapan özelliktir. İnsanın en büyük sermayesidir. İnsanlık için bir şereftir sevgi. Sevgiyi sevmek şerefimize onur katmak, sermayemize sermaye eklemek, özümüzü unutmamaktır.

      İnsanı sevmek insanlığa saygıdır. İnsanlığa saygı kendimize saygıdır. Kendimize saygı; tüm canlılara sevgi, hoşgörü ve müsamahadır. Gönlü güzelliklere açık olmaktır. Herkesten, herşeyden nefret ve düşmanlık ise cinayettir. Özü öldürmek, gönlü yasa boğmak saygıyı katletmektir. İnsanlığı yok etmektir. İtibar kaybı, haysiyet yitirimi, yaşam sermayesinin bitimidir. Herşeyden nefret fakirliktir, yoksulluktur, yanlızlıktır, garibliktir.

      şmanlık çirkinliktir. Özelliklede iyiye, güzele düşmanlık, insanlara düşmanlık akıl dışı bir davranıştır. Zira herkes davranışlarıyla kendi karekterini aksettirirmiş. Akıllı bir insanın çevresiyle kavgalı olması beklenemez. Akıllı insan dost canlısı olur. Çevresindekilerle münasebetlerinin bozulmasını imkân vermez. Böyle bir şey olduğunda da, onlarla arasındaki hoşnutsuzluğu en kısa giderip, yeniden dost kazanıyormuş gibi dostlarıyla iletişimini pekiitirebilir. Kötülüklere kötükle karşılık vermeyip, onları ruhunun güzelliğinde eritebilen ve çirkinlikleri iyilikle savabilen insan; görgüsüz, saygısız muamelelere bile âlicenaplıkla karşılık verebilen insan akıllı insandır. Gereksiz münakaşalardan kaçınmayan insanın dostu da az olur. Ya da vefalı dostları olmaz!

       Akıllı insan, kendisi gibi düşünmeyip farklı fikir ve düşüncelere dahi olumlu yaklaşıp, her insanla fikir alış-verişi yapabilir. İnsanlar ve fikirleri hakkında aceleci davranmaz, peşin yargılı olmaz. Aksine farklı fikirlerden istifade etmeye çalışır. Kendi fikirlerini zorla karşısındakine enpoze etme düşüncesi taşımaz. Dost canlısı insan böyle durumlarda kendisi gibi düşünmeyeni kendisinden uzaklaştırmaz. Çünkü diyaloğunu kestiği bu insanların, zamanla büyük kitleler halinde kendisinin veya savunduğu fikirlerin karşısına çıkıp kendisine ve itibarını zedeleyeceğini bilir. Akıllı insan sevgiyi kendine rehber edinen insandır. Bu rehberle çıktığı her yolun sonunda aydınlık bir sabaha uyanacağın ı bilen insandır. Akıllı insan sevgi dolu insandır, merhamete mazhar olmak için her canlıya merhamet eden insandır. sevgi dolu insan her gönle gül uzatmasını başarabilen insandır.

         Bizlerin diğer yaratılmışlardan üstünlüğümüz bir akla ve vicdana sahip oluşumuzdur. Bize bahşedilen en büyük nimet de  akıl olduğuna göre;yani biz akıllı insan grubuna dahil olduğumuzun bilincindeysek,bunun eserlerini vermemiz gerekmez mi? E güller de uzakta değil ve bulmak istersek mevsim de farketmez bize...Her gönül kaktüs değil gül bekler! Var mısınız aklınızla birlikte yüreğinizi ortaya koymaya?

              Hey akıllı insanlar yüreğimden uzattığım güllerle sizlere sevgimi gönderiyorum...

 

 tanay

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

ben ve yağmurlar

24/5/2007 · Kategori: YAKAMOZ _GAZETE YAZILARIM

Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

 

YAĞMUR YÜREKLERİN TOPRAĞI

Yine yağmurdan bahsedeceğim sizlere. Biliyorum, anladınız artık yağmurları, gülleri çok sevdiğimi. Ancak bu defaki farklı. Bu defa “yağmur yüreklerden” söz edeceğim.

Yine bir yağmur izlerken aklıma bir mukayese düştü, bir yağmur damlası ile birlikte. Yağmurlar hayat yüklüydüler. İnsan, hayvan, bitki âlemi için bir yaşam iksiriydiler. Kirli- temiz, güzel-çirkin farkı gözetmeden her şeyi ve her yeri yıkamakta; cömertlik, rahmet özelliklerini herkesin istifadesine sunabilmekteydiler. Görevlerine kibir, bencillik karıştırmadan sadık kalabilmekte; gören gözlere, şırıltısını duyan kulaklara ve seven-sevmeyen her gönle kokusunu, sevgisini neşredebilmekteydiler.

Bizim yüreklerimiz de yağmur yüklü bir bulut olmalıdır şüncesindeyim. Yağmurun kurak toprakları da, yeşil vadileri de sulaması gibi; tüm yüreklere, inanan insan müjdeler sunmalı, tüm insanları sevmeli, sevindirmeli; din dil ırk, nıf, mevki farkı gözetmeksizin her kalbe seslenebilmeli, her gönülde bahar çiçekleri açtıracak bir yağmur damlası olabilmeli.

Bir düşünün. Evinin penceresinden dışarıyı seyre dalmış, belki de çocuğu gurbette bir annenin camını tıklatan bir yağmur damlası olmak ne hoştur! Ya da yağmur altında hasta olma endişesi taşımayıp neşe ile oyun oynayan çocukların yüzlerini okşayan bir yağmur damlası veya bir garibin, bir yetimin gizlediği bir gözyaşı olabilmek ne muhteşem! Yani bir anlamda sevginin, merhametin, hoşgörünün hatta gurbetin, özlemin ta kendisi oluvermenin anlamını, değerini düşünün... Bir yağmur damlası gibi yumuşak, berrak, ahenkli, şeffaf, uyumlu, Yaradan’la irtibatlı, görevine sadık, her canlı ile munisane anlaşmalı bir yüreğe sahip olmak...

Ya ya o yağmur damlasının düştüğü toprak olmak nasıldır? Evet, şimdi de yağmurla birlikte toprağa düştüm yağmuru izlerken ve toprakla mukayesemizi yapıyorum. Toprağın ıslak kokusu ile ta ciğerlerimi doldurmuşken, toprak ve yağmur kokusu ile kendimden geçmişken; toprağın sözü geldi aklıma:”Ben değersiz bir kildim. Ama bir süre güle saksılık yaptım, gülün olgunluğu bana işledi. Yoksa ben yine aynı toprağım.”Yine gülden dem vurdum; farkındayım. Fakat burada dikkatinizi çekmek istediğim gülün toprağa verdiği değer değil, toprağın tevazusu. Öyle değil mi? Tamam, gül varken toprağa bakılmıyor ancak, güle ömür sağlayan, mekân sağlayan, gülü dikeni ile birlikte barındıran topraktır.

Ayaklar altında çiğnendiği halde; değerinden bir şey kaybetmeyen, aksine şerefine şeref katan, özünü her daim koruyan yine topraktır. Her türlü meyve, hayvan, çiçek ve tüm canlıya kucak açan, onlara daima tazeyi, yeniyi, faydalıyı sunan toprak nasıl değerli olmaz ki? İnsanın dirisini de ölüsünü de muhafaza edebilen toprak, üzerindeki tüm çirkinlikleri özünün temizliği içinde yok etmekte; hayvan leşini de, bitki, meyve çürüğünü de tevazu kanatları altında tekrar ve zamanı geldiğinde, aldığı emirle o artıkları laleye, papatyaya, yoncaya, mis kokulu çiçeklere dönüştürebilmektedir.

Biz hangimiz, bize çarpan kötülük, çirkinlik oklarını iyiye, güzele çevirebiliyor ve her şeye rağmen tevazumuzu muhafaza edebiliyoruz?!

Hüsn-i zan ile ben diyorum ki; benim Anadolu insanımın, inanan insanımın gönülleri ya topraktır ya yağmur yüklü bulut!...

Yağmurlarla ve Sevgilerle kalın.

tanay

 

 

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

fetihler ve fatihler

17/5/2007 · Kategori: YAKAMOZ _GAZETE YAZILARIM

Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

 

RMİ BİR

  

 21 yaşı..Heveslerin gül, yasakların diken olduğu; girdiği kaba göre şekil alacak sıvı kadar akıcı ve  kayıcı yaş

  Çakırkey, sorumsuz, aklın, mantığın, hatta ilmin uzağında dolaşan deli bir yaş. Ne devlet, ne hizmet, ne insanlık, ne aile, ne vatan kaygı. Belki de tek endişe gelecek adına ceplerin boş olmaması…

  Neden? Çünkü gençlik bir sıvı ise, yaşanılan cemiyet te bir kaptır ki; gençler bu kaba göre şekillenecektir. Gençlik cemiyetin aynasıdır. O aynada ilim, zekâ, kuvvet, feraset, nezaket, sorumluluk gibi değerlerin görünüp görünmemesi aynanın yani cemiyetin kalite ayarına bağlıdır.

  Oysa atasına saygılı, vatanına saygılı, vefekâr, hizmette öncü, davasında kararlı ve ısrarlı, hürriyet âşığı ki o hürriyet; “ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım” mantığında, kendi rahatını milleti uğruna terk edebilen, araştırmacı, insanlığın derdi ile gece gündüz inleyen, ilim sevdalı, gözü buğulu ama istikbal adına ümit ışığını hiç söndürmeyen, azimli gençlik, dirilişin, zaferin sembolü gençlik..İşte Osmanlı gençliği!

  Neden gençlik dirilişin sembolü idi? Çünkü Osmanlının her çöküşünden sonraki dirilişi genç padişahlarla gerçekleşmiştir. Çünkü Osmanlı gençliği; mazisine, kültürüne bağlı, mukaddesatına saygılı, gönlünde iman, koltuğunda ilim ve irfan, yılgınlık bilmeyen, vefasızlık illetine düçar olmamış, makama değil davasına sevdalı, insana hizmeti hedef alan, “Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!” ….”Ruhumun senden ilahi şudır ancak emeli; Değmesin mâbedimin göğsüne nâ-mahrem eli!” vasiyeti bırakacak ruhu taşıyan gençlerden müteşekkildi.

  İşte bir tek gencin R devlet yaptığı, bir devletinse ÜLKELER fethettiği altın zamanın altın gençliği ve bu gençliğin altın yaşı; 21!

  Genç beyin, genç yürek, taze kan, dinamik ruh ve FETİH! Ve 21 yaşındaki genç fatih! Hem gönülleri hem İstanbul’u fethederek Bizans’ı tarihe gömen, kendisi de tarihe geçen, geleceğe akan fÂtih.

  21 YAŞINDA FETİH HAYALLERİ… Yaşı 21 olanlar! Sizin kurduğunuz hayaller fethin hangi köşesinde? Ya İstanbul’lu olan veya İstanbul’da ikamet eden 21 yaşındaki Fatihler!

Mübarek bir beldede, mübarek bir yaşta ve mübarek bir isimdeyken, mübarek hayallerde misiniz?!..

                                                                                                                   tanay

                       

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!