FİKİRLERİNİZİ İFADE SADEDİNDE BIRAKACAĞINIZ HER YORUM BİR GÜL'dür... BİR GÜL UZATMADAN GEÇMESENİZ..... Gül Vurgunları Kalp zenginliğinden mahrum olan kimse, ne kadar geniş servete sahip olursa olsun yine fakirdir. Tamamı ve hırsı sebebiyle de halk nazarında hakirdir. Kalbi zengin olan kimse de ne kadar fakir olsa herkesin nazarında muhteremdir
Zengin; çok mala sahip olana denmez, zengin kalbi olana denir.
Son Yazılarım
- Başlıksız
- zor değil....ama.....
- Başlıksız
- gidem,yorum-gelemiyorum.....arada kaldım
- duyarsız olmayalım
- ey acı
- BİTTİ
- KOLAY......
- NE İSTİYORUM
- HAKİKİ SEVGİLİ
Kategorilerim
Arkadaşlarım
Bağlantılarım
ALLAHIM!RECEB VE ŞABANI HAKKIMIZDA HAYIRLI EYLE.
Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları
| Receb Ayında Diğer Salih Ameller |
Abdullah bin Zübeyr -radıyallâhu anhümâ- şöyle demiştir: "Bir kimse, Allah Teâlâ'nın ayı olan Receb'de bir mümin kardeşini, gam ve üzüntüden kurtarsa, Allah ona Firdevs Cennetinde gözünün görebildiği kadar büyük bir saray ihsan eder. Dikkat ediniz! Receb ayına hürmet ve ikram ediniz ki, Allah Teâlâ bin türlü kerametle size ikram ve ihsan etsin." (Gunye 1/178) Selâme bin Kays'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: "Bir kimse, Receb ayında sadaka verse, Allah onu, yuvasından çıkan ve ölünceye kadar havada uçan karganın, yuvasından uzaklaştığı kadar Cehennem'den uzak eder." buyurmuştur. Bazıları, karga beş yüz yıl yaşar, demişlerdir. (Gunye, 1/178) Recep Ayında Kılınacak 30 Rek'at Namaz Selmân-ı Fârisî -radıyallâhu anh- hazretleri şöyle anlatmıştır: Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Receb ayının hilâlini görünce, Selmân-ı Fârisî-radıyallâhu anh-'e hitaben buyurdular ki: "-Ey Selmân, erkek ve kadın müminlerden biri, Receb'de otuz rekat namaz kılsa, her rekatında bir Fatiha, üç İhlâs ve üç Kâfirûn sûrelerini okusa, Allah Teâlâ onun günahlarını siler ve °na ayın tamamında oruç tutmuş gibi sevap verir. O kimse gelecek yıla kadar namazlarını (bırakmadan) kılanlardan olur. Her gün için Bedir şehidlerinden bir şehidin ameli miktarı ameli yükseltilir. Recep ayında tuttuğu bir gün oruç için bir senelik ibâdet sevabı yazılır. Derecesi bin kat yükseltilir. Eğer Receb ayının tamamını oruçlu geçirir ve bu namazı da kılarsa, Allah onu Cehennemden kurtarır, Cennete nail eder ve orada Hakk'ın yakînından olur. Bunu bana Cebrail -aleyhisselâm- bildirdi ve şöyle dedi: "-Yâ Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-!.. Bu namaz sizinle müşrikler ve münafıklar arasında bir alâmettir. Çünkü münafıklar bu namazı kılmazlar." Selmân -radıyallâhu anh- der ki: «-Yâ Rasûlâllâh! Bu namazı nasıl ve ne zaman kılayım?» dediğimde, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-: -Ya Selman! Recebin başında on rekat kılarsın. Her rekatta bir Fatiha, üç İhlâs ve üç Kâfirûn sûrelerini okursun. Selâm verdiğinde ellerini kaldırıp ; Lâ ilahe illallâhu vahdehü lâşerîkeleh. Lehülmülkü ve le-hül hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün la yemûtü, bi-yedihil hayr ve hüve alâ külli şey'in kadir. Allâhümme lâ mania I imâ a'teyte velâ mu'tiye limâ me-na'te."der ve ellerini yüzüne sürersin. Ayın ortasında on rekat daha kılar ve onun da her rekatında bir Fatiha, üç İhlâs ve üç Kâfirûn sûrelerini okursun. Selâm verince iki elini semâya kaldırır ve: Lâ ilahe illallâhu vahdehû lâşerîkeleh. Lehülmülkü ve le-hül hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü, bi-yedihil hayr ve hüve alâ külli şey'in kadîr. İlahen vahiden ferden sameden vitren. Ve lem yettehız sâhibeten velâ veledâ"deyip ellerini yüzüne sürersin. Ayın sonunda da, on rekat kılar, her rekatta bir Fatiha, üç İhlâs ve üç Kâfirûn sûrelerini okur, selâm verdiğinde ellerini kaldırıp: "L.â ilahe illallâhu vahdehû lâşerîkeleh. Lehülmülkü ve lehül hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemûtü, bi-yedihil hayr ve hüve alâ külli şey'in kadir. Ve sallallâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihittâ-hirîyne velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm." diye duâ edersin. Bu duanın sonunda dilediğini Allah -azze ve celle-'den iste. Duan kabul edilecektir. Allah Teâlâ seninle Cehennem arasında yetmiş hendek hâsıl eder, her hendeğin arası, yer ile gök arası mesafe kadardır. Ve kıldığın bu namazın her rekatı için, bir milyon rekat sevabı yazılır. Ve Cehennemden afv beratı yazılır. Sırattan geçmene yol verilir." Selmân-ı Fârisî -radıyallâhu anh-: -Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in hadîsindeki bu ziyâdeyi işitince duygulandım, secdeye kapandım, Allah'a şükür secdesi yaptım, demiştir." (Gunye 1 /180-181) |
aşk
Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları
Mecnunun Leyla’ya Karşı Olan Gerçek Sevgisine Dair
Birisi Mecnun’a dedi ki:
Ey iyi huylu, irfan sahibi Mecnun! Neden artık Leyla’nın obasına gelmiyorsun? Artık sende Leyla’ya karşı olan aşkından eser kalmadı mı yoksa! Fikrin değişti mi? Leyla’ya isteğin mi kalmadı?
Mecnun bu sözleri işitince ağlayarak dedi ki:
Efendi! Benimle uğraşma. Benim derdim bana yeter. Bir de sen yarama tuz ekme. Birçok defa ayrılık zaruri olur. Ayrılığa katlanmak ve sabırlı olmak aşkın azaldığına, sevdanın geçtiğine delalet etmez ki...
Adam bu sefer de:
Ey vefalı ve temiz ahlaklı Mecnun! Ben Leyla’nın bulunduğu taraflara gidiyorum. Bir haber göndereceksen söyle de ben söyleyeyim.
Mecnun ona şu cevabi vermiş:
Leyla’nın yanında benden bahsetme ve benim adımı anma. Onun bulunduğu yerde benim bahis konusu olmam manasız olur. Çünkü ben onun varlığı ile varım. Ondan ayrı benim bir varlığım yoktur.
Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları
| ÇOCUK VE HARÇLIK |
78. Sayı Haziran 2007 | ||||||
Harçlık iyi huya bir ödül veya görevler için bir ödeme değildir. Bunun bir amacı vardır; eğitimin bir parçasıdır. Çocuğa, seçimler yaparak ve sorumlulukları göz önünde bulundurarak para kullanımı konusunda deneyim kazandırmayı amaçlar. İlkokula yeni başlayan çocuk, paranın hesabını yapamaz. Parayı iyi tanıyamaz, bir şey aldığında üstünü istemeyi beceremez. Rasgele şeylere, abur-cubur yiyeceklere harçlığını yatırır. Bu yüzden onlara harçlık verilmesi uygun olmaz. 8 yaşındaki çocuk parayı çok az kullanmaya başlar. 10 yaşında ise kendisine yararlı ve kullanışlı şeyler satın alır. Alış veriş ederken seçmesini bilir. Para ve diğer eşyaları güvenle koruyabilir ve paranın üstünü de ister. Söylenenleri dinler ve tatbik eder. Bu yaşlar, artık harçlık verilmeye başlanması gereken dönemdir. Harçlığı nasıl vermeli? Harçlığın belli bir düzen içinde verilmesi en tutarlı yoldur. Çocuk, harçlığını biriktirerek bir eksiğini karşılamaya, kitap almaya veya pul vs. gibi koleksiyon yapmaya teşvik edilmelidir. Harçlık, günlük veya haftalık verilebilir. Lise öğrencisine aylık vererek, para kullanma becerisinin daha da gelişmesi sağlanabilir. Çocuğa gereğinden fazla harçlık vermek yanlıştır. Çocuk bu fazla parayı başarılı bir şekilde kullanamaz. Var olan defter ve silgilerinin yanına yenilerini ekler. İsraf ve doyumsuzluk böyle başlar. Çocuğa fazla para vermek ona mutluluk değil, mutsuzluk ve doyumsuzluk getirecektir. Öğrenciye çok harçlık vermenin sadece ona değil arkadaşlarına da zararı vardır. Özellikle değişik gelir gruplarından çocukların mevcut olduğu okullarda, harçlık verilmeyen veya yetersiz harçlık alan çocuklar bazı arkadaşlarının bol para harcamasından etkilenir. Önce moral bozukluğu, giderek aşağılık kompleksi ortaya çıkabilir. Çocuğa yetersiz harçlık vermek de yanlıştır. Arkadaşlarıyla kendisininkini kıyaslayarak üzüntü duyar ve kendine güveni azalabilir. En doğru olanı, çocuğun yaşına ve sınıfına uygun olarak, ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeterli ve düzenli bir harçlık vermektir. Bu paranın ne kadar olacağına çocuk ve ebeveyn beraber karar vermeli, belli zaman aralıklarıyla miktarı gözden geçirilmelidir. Çocuk harçlığı az bulursa ona, uygun ve sakin bir dille "Sana fazlasını verebilmeyi isterdik ama bütçemiz sınırlı" diyebilmeliyiz. Harçlığın faydaları Özenli verilen harçlık, çocukta sorumluluk ve sahiplenme duygusunu geliştirir. Anlık ve geçici isteklerini erteleyebilme ve ihtiyaçlarını öncelik sırasına koyma becerisini kazandırır. Ayrıca tasarruflu olmayı, elde ettiklerinin değerini bilmeyi öğretir. Zamanla harcamalarını kontrol etmeyi bilir. Bir de ailesinin kendisine değer verdiğini, ayrı bir fert olarak kabul edildiğini kavrar.
Çocuğa Dayak Atmalı mı? Dayak, çocukları disiplin altına alabilmek için sık kullanılan metodlardan biridir. Yetişkinler çocuk üzerinde otorite kurabilmek için bazen biraz daha düşünüp daha iyi yollar aramaya gerek görmeden, bazen de doğru terbiye yolunu bulmakta yetersiz kalarak dayağa başvururlar. Bu tür disiplin ülkemizde çok uygulanır. Ancak bu usulün zayıf vicdan ve ahlak gelişimine yol açtığı bilinmektedir. Dayak "cennetten çıkma" değildir. Bugünün insanı bağımsız düşünebilmek, her duruma uyacak esnekliğe sahip olmak zorundadır. Dayakla büyüyen çocuk esnek olmaz, katı olur. Çocuğu döverek veya şiddet kullanarak cezalandırmak çocukta zayıf vicdan gelişmesine yol açar. Çünkü: * Bir kere, çocuk bir yaramazlık yaptığı zaman dayak yerse, yaptığının karşılığını ödemiş demektir. Yaptığını tamir etmek ve onun kötü sonuçlarını düzeltmek için düşünmesine veya başka bir şey yapmasına gerek kalmamıştır. * Dövülmek çocukta ana-babaya karşı kızgınlığa yol açar. Dolayısıyla çocuk kendi yaptığının kötü bir şey olduğunu öğrenip kendini suçlu göreceğine, kendini döveni suçlar. Suçluluk hissetmek yerine mağdur ve suçlayan durumuna geçer. * Çocuğun, ana-babadan daha güçsüz, daha aciz olduğunun bu şekilde yüzüne vurulması onu utandırır, onlara güvenini sarsar. * Çocuk ana-babasının davranışını taklit edip problemlerini saldırganlıkla çözmeye çalışır, kızdığı zaman o da bir başkasını döver. Böylece fizikî ceza, çocuğa vicdanlı olmamayı öğretir. Dayağa alışan çocuk, başkalarıyla sürtüşmesini sözle halledemez; o da dayağa, dövüşe, şiddete kolayca başvuran biri haline gelir. Çocuk terbiyesinde dayağın hiç yeri yok mudur? Bazı durumlarda ana-babanın çocuğu hatalı bir hareketten korumak için dayaktan başka çare bulamadığına hepimiz şahit oluyoruz. Ancak ana-baba bazen çaresiz kalıp çocuğa vurmak mecburiyetini kendinde hissediyorsa, şu kaideleri göz önünde tutmalıdır: Sözden anlayacak yaştaki çocuğa dayak atmanın gereği de, faydası da yoktur. Demek ki, çocuk büyüdükçe dayak söz konusu olmaktan çıkar. * Sözden anlamayan çocuğun ardına bir iki şaplak vurmak yeter. Başa, yüze tokat atmak: kemer, kayış, sopa gibi şeylerle dövmek kesinlikle zararlıdır. Ana-babaya değil işkenceciye yaraşır. Çocuğa vurmanın aslında zararlı olduğu ve ancak şu durumlarda son çare olarak başvurabileceği düşünebilir: * Çocuğun başkasına kasıtla ve bilerek zarar vermesi. * Sürekli ikaza rağmen kötü davranışında ısrar etmesi. * Uyarmamıza rağmen kendine zararlı ve tehlikeli davranışlarda bulunması (mesela prizle oynamak). Gene de temel kaidemizi tekrarlayalım: Dayaktan elden geldiğince sakınmalıdır. Sözden anlayacak yaştaki çocuğa sözle hitap etmelidir. Ayrıca dayağı faydalı olduğu zaman tercih etmeli, kızgınlık ve öfke ile başvurulmamalıdır. Anneler Kızgınlık Anında Neler Yapmalıdır? Çocuk sahibi olmak büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirir. Zira, anne ve babanın çocuğun bakımı ve terbiyesi konusunda fiil ve fikir birliği içerisinde olmalarını gerektiriyor. Mukaddes bir görev sayılan annelik, bazen özellikle genç ve tecrübesiz bir hanım için yük haline gelebilir. Bebeğin anlaşılmayan bağırışları ve ağlayışları, anneyi çileden çıkarıp, çocuğunu hırpalamaya tahrik edebilir. Her ne kadar imkânsız görünse de, çocuğu ona zarar vermeden yetiştirmek mümkündür. Başarmak için bazı kaidelere sabırlı şekilde uymak gerekir: * Sinirlenince, derin derin nefes alıp, içinizden "sakinleşeceğim" diyerek 10'a kadar sayın. * Bir yetişkin olduğunuzu, en önemlisi çocuğunuzu kendi isteğinizle dünyaya getirdiğinizi ve sizi örnek alacağını hatırlayın. * Çocuğa söyleyeceğinizi düşünmeden söylemeyin. Kendinizi onun yerine koyarak değerlendirin. * Bir kaç dakikalığına bir başka odaya gidin. Neden sinirlendiğinizi düşünün. Sebep gerçekten çocuk mu, yoksa başka bir şey mi? * Konuşabileceğiniz birini, eşinizi veya yakın bir dostunuzu arayın. Sizi endişelendiren problemi paylaşın. * Arada bir kendinize zaman ayırıp, dışarı temiz hava almaya çıkın ve açık havada yürüyüş yapın. * Olaylar gerçekten kötü gitmeye başlayınca mola verin. Bu arada kendinizi iyi hissedecek bir şey yapın. Çay molası, gezi, sohbet gibi... * Kriz anlarında, espri anlayışınızı devreye sokun, olayların iyi veya komik yönlerini görmeye çalışın. * Odayı terk edin. Olmazsa, yalnız başınıza odada söylenerek deşarj olmaya gayret edin. * Sevdiğiniz, etkilendiğiniz bir manzarayı veya hatıranızı aklınıza getirin. Sakinleşmenizi kolaylaştırabilir. * Bunlara rağmen sık sık sinirleniyorsanız doktora başvurun. | |||||||
| PSİKİYATRİST DOÇ.DR. SEFA SAYGILI | |||||||
Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları
|
Gurura Karşı İlaç |
"Halife Hz. Ömer bir gün kırbasını (su tulumu, su kabı) sırtına yüklenmiş, Medine'nin en kalabalık sokaklarında dolaşıyordu. Babasının sırtında kırba ile dolaştığı oğlu Abdullah'ın da gözüne ilişti ve kendisine yetişip sordu:
- Baba sen ne yapıyorsun, koskoca halife sırtında kırba taşır mı, taşıtacak kimse mi bulamadın?
- Oğlum, bunu taşıtacak adam bulamadığım için veya başka bir mecburiyet dolayısıyla taşıyor değilim. Nefsime gurur gelir gibi oldu, kendimi beğenir gibi oldum, sırf onu küçültmek için bu yola başvurdum. "
Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları
Yuvanın Önemi
Bir millet ve bir toplumun mükemmeliyeti aileden, eşlerin elele verip kurdukları yuvadan başlar. Bu itibarla terbiye, yuvadan başlamalı ki kalıcı olsun. Yuva terbiye esasları üzerine kurulamamışsa, cemiyetin terbiyeli olması da düşünülemez. Hatta kusursuz bir talim ve terbiye politikası ideal insan yetiştirmede çok önemli olsa da, yuva, verdiği ve vereceği şeyler açısından hep önemini koruyacaktır.
Yuvada ve hususiyle de, şuuraltı beslenme döneminde iyi beslenebilmiş dimağlar, ciddi muhalif rüzgarlara maruz kalmazlarsa, ileride bazı küçük tembihlerle şuuraltı müktesebatlarının kahramanları olarak karşımıza çıkıp bizi şaşırtabilirler. Evet yuvada başarı, umum hayatta başarının ilk merhalesidir.. ve bu merhale de sağlıklı bir izdivaca bağlıdır.
Evliliğin Gayesi
Aile, bazı yazarların anladığı gibi bir çocuk yapma fabrikası değildir; o, toplumu en hayâtî bir parçası ve milletin de ilk nûvesidir. Dolayısıyla da o, ne bir kuluçka makinası ne de cismânî arzuların tatmin vasıtasıdır. O, kutsal bir müessesedir. Kutsiyetin en belirgin çizgisi de nikahtır. Dî nî prensipler çerçevesinde, meşrû bir akitle çiftlerin bir araya gelmesine nikah denir ki; bu hedefi, gayesi belli bir anlaşmadır. Allah, nikah prensibleri için olmayan bir araya gelmelere sifah ve zina nazarıyla bakar.
Din, nikah adı altında böyle meşrû bir birleşmeyi iyi bir milletin temeli, rüknü, esası kabul eder. Ancak, meşrû birleşmeler bile bir gayeye bağlıdırlar. Maksatsız, gayesiz, gelişigüzel evlilikler meşrû sınırları zorlayacağından bir Müslüman bu konuda oldukça hassastır. Evet, izdivaçdaki hedef, Allahı hoşnut ve Rasulullahı memnun edecek bir neslin yetiştirilmesi olmalıdır.
Hedefi ve gayesi olmayan izdivaçlar, niyetsiz ameller gibi bereketsizdirler. Gaye olmayınca bazen dinine-diyanetine bakılmadan hiç tanınmayan birisiyle sırf boyuna posuna bakılarak evliliğe benzeyen bir araya gelmeler uhrevî derinliğinin olmaması yanında çok defa imtizaçlıklar ve geçimsizliklerle sonuçlanır. Hele bir de, Kurâna inanan ve inanmayan, Rasulullahı (sav) tanıyan ve tanımayan iki kişi bir araya gelmişse.. evet, aileler arasında inanma ve inanmama açısından zıt düşünceler söz konusu ise, dînî, fikrî sürtüşmeler kaçınılmaz olur ve telafisi imkansız uyuşmazlıklar baş gösterir.
Gayeli izdivaç, enine-boyuna düşünülerek, hissin yanında aklî-mantıkî olan izdivaçtır. Ve evlenmede maksat düşünülerek hareket edildiğinden ailede huzur vardır. Neticesi düşünülmeden ve bir gaye gözetilmeden yapılan evliliklerin neticesinde ise, değişik sıkıntılar söz konusudur. Böyle bir
yuvada, aile fertleri sürekli huzursuzluk yaşarlar.
Din, bir taraftan evlenmeyi meşrû kılıp onu teşvik ederken diğer taraftan da meseleyi gaye ile sınırlandırmaktadır. Zaten insanın her işinde ve davranışında bir gaye olmalıdır ki, teşebbüs ve atılımlarında da kararlı olabilsin ve o hedefe ulaşmaya çalışsın. Şayet o bir gaye gözetmiyorsa, mesaisini de tanzim edemez ve hiçbir zaman hedefe ulaşamaz. Buna metot, usûl ya da gayeyi nazara almanız itibariyle finalite de diyebilirsiniz. Şu bir gerçek ki, hareket ve davranışlarımızda gaye gözetmiyorsak, başarı şansımızı da büyük ölçüde kaybetmiş sayılırız.
. Evlenmenin Şartları
Din, izdivaç konusuna, tahminlerin üstünde önem verir. Buna paralel olarak İslâm fıkıhçıları da nikahı mühim bir mesele olarak ele almış, konuyla alakalı ciltlerle kitap yazmış ve hassasiyetle üzerinde durmuşlardır. İzdivaç veya nikah meselesini farz, vacip, sünnet, haram, mekruh kategorilerinde mütalaa etmiş ve biraz da şahısların özel durumuna ağlamışlardır. Bu, şu demektir: herkes gelişigüzel evlenemez; bir seviyeye gelen insan evlenme mecburiyetindedir; hatta bazı kimselerin evlenmesi vacip iken; bir başka vaziyetten ötürü bir diğerinin evlenmesi mekruhtur.
Binaenaleyh, bunları hiç hesaba katmadan, sadece cismânî duyurum nazar-ı itibara alarak izdivaç yapan bir insanın, ileride cemiyete yararlı bir aile veya bir çocuk kazandıracağı da şüphelidir.
İslâm Hukukçularından Hanefiler ve Malikiler bu konuda birbirlerine yakın sayılırlar; aradaki farklı düşünceler teferruata aittir. Bu büyük İslâm hukukçularının tespitleri ile arz edecek olursak, nikahla alakalı, ana hatlarıyla aşağıdaki gibi bir tasnif ortaya çıkar. [6] (Bkz: Vehbe Zuhayli, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, 9/28-31).
a) Farz Olan Evlilik
Zinaya düşme ve haram irtikab etme tehlikesi karşısında bulunan bir kimse, mihir ödemem gücüne ve ailesini geçindirecek kadar nafaka temin etme imkanına sahipse; hatta bazılarına göre oruç da tutamıyorsa onun evlenmesi farzdır.
Yani harama düşmemek için evlenmek esastır ve haramla yüzyüze gelen birinin başvuracağı tek çare evlenme olmalıdır. Gayr-ı tabii yollarla izdivaçla savaş, tabiatla savaştır ve böyle bir savaşa kalkışanın yenik düşmesi de kaçınılmazdır.
b) Vacip Olan Evlilik
Şayet evlendiği takdirde mihir ödeme ve aileyi geçindirme gücüne sahip, haram irtikabı da söz konusu değil de sırf bir endişe olarak bahis mevzuu ise onun evlenmesi de vaciptir. Bu tevcih de yine bazı fakihlere aittir, umumun görüşü ve içtihadı değildir.
c) Sünnet Olan Evlilik
Herhangi bir tehlike söz konusu değil, evlenmeye de arzu ve rağbet varsa, kısaca böyle birinin evlenmesi de sünnettir.
d) Haram Olan Evlilik
Evlenmekle haram irtikab edecek; evini geçindirebilmek için gayr-i meşrû kazanç yollarına girecek, irtikap, ihtilas, rüşvet.. gibi muharremâtı irtikap edecekse, bu insanın evlenmesi de haram ve en azından mekruhtur. Zevcesine zulmedecek kadar dengesiz biri için de aynı mütalaayı serdedenler vardır.
e) Mekruh Olan Evlilik
Bazılarına göre harama girme, cevir ve zulümde bulunma kati değil de ihtimal dahilinde ise bu durumdaki birini evlenmesi de mekruhtur.
f) Mübah Olan Evlilik
Helalinden kazanan, zinaya düşme ihtimali bulunmayan, mihir verecek güce ve nafakaya da gücü yeten temkinli ve tedbirli birinin izdivacı da memduh veya mübahtır. Böyle birisi ister evlenir, isterse evlenmez.
Bu hususlarla, izdivaçta dinin nasıl bir kısım gayeler takip ettiğini, evlenmenin basit, hissî bir mesele olmadığını göstermeye çalıştık. Şayet bu önemli iş, mantıkî, hissî boşluklara sebebiyet vermeyecek şekilde sağlam esaslara bağlanmazsa, mahkeme kapıları, dul ve sahipsiz kadınlar, ortada kalmış çocuklar.. kaçınılmaz sonuç olacaktır. Din, bütün bunların önüne ta baştan bir set koyarak, neticesi bu türlü olumsuzluklara müncer olan bir izdivacı inançla, kanaat-ı vicdaniye ile zabt u rabt altına alır; his ağırlıklı bir meselede akıl, mantık ve muhakeme yolunu öne çıkarır.
Bizim burada, vurgulamak istediğimiz husus, evlenmenin çok ciddi bin müessese olduğu, onunla toplumun en önemli unsuru olan ailenin teşekkül ettirildiğinin vurgulanmasıdır. Bu itibarla evlilik düşünülürken ferdin cismâniyetiyle alakalı alelade bir durum olarak değil; bütün bir toplumun, hatta topyekun bir milletin saadetini alakadar eden dînî, millî ve alemşümûl bir mesele olarak düşünülmelidir. Bu konuda ferdin bedenî ve nefsânî durumunu alakadar eden hususa gelince, sadece bu gâye-i uzmânın husule gelebilmesi için Allah (cc) tarafından insana lutfedilmiş bir prim ve bir hahşiştir. Tabir caizse, bu bir avans olarak değerlendirilmeli ve insanlık neslinin bekası, millî istikbâlimizi bayraklaştıracak yüksek karakterli fertlerin yetiştirilmesi gibi mühim hizmetin peşin mükafâtı olarak görülmelidir.
Doğrusu İslâm dini, bu konuya olduğundan fazla önem vermektedir.
Öyle ki, izdivaçta herşey, inceden inceye düşünülecek, bin türlü hesap yapılacak ve hiçbir yanlışlığa meydan vermeyecek şekilde hassas davranılacaktır.. davranılacaktır ki, kurulan yuva, yuva yıkımını netice veren sebeplere bina edilmesin.
İmam Şafii (ra) diyor ki: Nikah, haddi zatında bir muamele, yani mübah bir iştir. Fakat haramdan kaçınmak için vacip olur. Aslında burada Şafii mezhebi de Hanefilerin mülahazalarına yakın bir görüş ortaya koymaktadır. İmam Ahmed b. Hanbel, geçimini temin edebilsin, edemesin; ailesini geçindirsin, geçindiremesin, mihir verebilsin, veremesin; zinaya düşme tehlikesi karşısında herkesin evlenmesinin farz olduğu görüşündedir. Esasen bu görüşler tedkik edildiğinde birbirlerine çok da uzak olmadıkları görülecektir.
teşekkürler can dost.
Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır
Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır
Arkadaş senin ağladığını görmez
Dostunun omuzu ise senin gözyaşlarınla ıslanır
Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir
Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider
Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur
Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için
Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür
Dost ise tekrar arar
Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister
Dost ise her zaman senin arkandadır
Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir
Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder
Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar
Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır
Arkadaş sizi ikinci görmek ister
Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar
Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır
Dost sıkıntınız olduğunda size koşar
Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız
Dostlarınız size huzur vermeye çalışır
Arkadaş bu mesajı okur ve siler
Dost okur ve dostlarına yollar



temizlik
Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları

HAYVANLAR ÂLEMİ VE TEMİZLİK HAKİKATI
Hastalığı önleyecek tedbirlerin başında temizliğin geldiğini hepimiz biliriz. Temizlik kaidelerinin çok küçük yaşlardan beri insanlara öğretilmesi lâzımdır. Halbuki hayvanların çoğu ebeveyninden görmemesine rağmen, temizlik bilgilerine sâhiptirler.Allah canlıların hepsini temizlik bilgileri ile birlikte dünyaya göndermiştir. Temizlikle ilgilenmeyen hayvan, hemen hemen yok denecek kadar azdır. Ve bu nizam dünya kurulalıberi devam etmektedir. Meselâ yeraltındaki sarayında yatıp kalkan porsuk, insanlarca pis hayvanlardan sayılmasına rağmen, gerçekte hayvanların en temizlerinden biridir. Kürkünü daima temiz tutmakta ve sık sık değiştirdiği bir yeri helâ olarak kullanmaktadır. İninde de zaman zaman temizlik yapmakta ve kirlenmiş samanlarla birikmiş çöpleri dışarı taşıyarak yuvasına uzak bir yere yığmaktadır. Filler derilerini temizlemek için çamurların içinde yuvarlanırlar. Hortumları bu arada onlara duş vazifesi görür. Bahçe hortumu gibi vücutlarının orasına burasına su fışkırtırlar. Bâzan vücutları çamurla kaplanırsa da kuruyan çamur çok geçmeden dökülür ve bütün pislikleri beraberinde götürür. Arslan, kaplan ve bütün büyük yırtıcı hayvanlar ev kedileri kadar temizdirler. Kürklü küçük hayvanların çoğu, vakitlerinin büyük bir kısmını tuvaletlerine ayırırlar. Meselâ sıçanlar, uyanık kaldıkları zamanın yarısında kürklerini, dişleri ve ayakları ile sistematik bir surette temizlemekle meşgul olurlar. Foklarla gergedanlar kuvvetli masaj taraftarıdırlar. Bu maksadla taşlara sürünerek vücutlarını zamanla ayna gibi cilâlarlar. Samur, yaşlı ağaç gövdelerinin içinde kendine bir oyuk oymakta ve güzel kürkündeki son toz taneciği de düşünceye kadar bunun içinde yuvarlanmaktadır. Dişleri olan bütün hayvanlar, ağızlarının bakımına önem verirler. Kurdun dişleri çirkin bir sarı renkte olabilir. Ama bu renk o dişlerin tabiî rengidir. Yoksa daima temiz tutulan bu dişlerde besin artığı ararsanız bulamazsınız. Tuvaletlerine özellikle düşkün olan kurtlar, tüylerini pirelerden ve bitlerden temizleyen toz banyosu yaparlar. Hemen hemen bütün kuşlar suya girerek yıkanırlar. Ayrıca kuşların çoğunun kuyruk çevresinde küçük bir yağ guddesi vardır: Hayvan yıkanıp temizlendikten sonra, bunun sayesinde tüylerini yağlayıp yumuşatır. Kuşların yuvalarının temizliğine de diyecek yoktur. Yuvasını pisleten kuş yoktur dense yeridir. Yavrularının temizlikle ilgileri olmadığı müddet içinde, anne bunların pisliğini gagasıyla toplar ve yuvasından hemen aşağıya atacak yerde, biraz öteye uçtuktan sonra yere bırakır. Yani yuvasıyla birlikte, yuvanın çevresinin temizliğine de itina gösterir. Temizlik olmayan yerde hastalıklar olacaktır. Bu yüzden insanoğluna küçük yaşlardan beri temiz olmanın zarureti anlatılır. Halbuki hayvanlara çoğu zaman ebeveyn tarafından bir şey öğretilmemesine rağmen, temizlik noktasındaki hassasiyetleri hayranlık uyandıracak seviyededir. Demek ki: Hayvanlar hayatlarının devamı için lüzumlu bilgilerle birlikte yaratılmışlardır. Bütün kâinatı rahmetiyle kuşatan Rabbimiz, hayvanları dünyaya gönderdiği vakit, onları hayat kanunları ve kâinatla olan münasebetleri konusunda programlamıştır. Bu hadsiz hayvanlarda görülen birbirinden enteresan temizlenme usulleri her an bütün kâinatı gören ve teftişden geçiren Yaratıcımızın Kuddûs isminin birer parlak mühürleri hükmündedirler.
Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları
1. ÇOCUKLARDA "İNANÇ" EĞİTİMİ
Efendimiz (s.a.v) Çocuk Eğitiminde imân esaslarını öğretmeye öncelik verdiği ve hedefleri içine aldığı bu konuyu, günümüz anne- baba ve eğitimcilerinin de önemsemeleri, çeşitli psikolojik ve pedagojik sonuçlardan faydalanarak devam ettirmeleri gerekir. Bunun için çocukların özellikle Allah'a şüphe etmeden inandıkları O'na yakın olmak için seve, seve ibadet etmek istedikleri dönemleri çok iyi değerlendirmeleri ve "Fıtratları Gereği" kendilerinde doğal olarak mevcut olan inançlarını pekiştirmeye özen göstermeleri imanı güçlü bir neslin yetişmesi açısından elzemdir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in bütün uygulamalarında aynı inceliği müşahede etmek mümkündür. Bir iki örnek daha vererek konuyu özetleyelim inşallah.
* Henüz ergenlik çağına gelmemiş olan İbn- Seyyad'a "Benim Allah'ın elçisi olduğuma şahadet eder misin?" Buyurması, çocuklara "İlk Verilmesi Gereken Bilgiler" konusunda annelere-babalara ve eğitimcilere adeta bir "Yol Haritası" niteliğindedir. Eğitimde ilk "Başlangıç Noktasının İmân Esasları Olduğu" nun ciddi bir alâmetidir.
* Kendisine hizmet eden bir Yahûdi çocuğunu hastalandığında ziyarete gitmesi ve o esnada onu İslâm'a davet etmesi ise içinde nice hikmetler gizli ince bir davranıştır. Nitekim çocuk bu davet üzerine babasının izni ile Müslüman olmuştur.
On üç yaşına kadar Efendimiz (s.a.v)'in yanında kalan Abdullah b. Abbas, Efendimizin "Ergenlik Dönemine" erişen çocuklara muamelesini ise şöyle rivayet ederek bildirmiştir.
Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.v) devesine binmiş, ben de O'nun terkisindeydim. Bana şöyle buyurdu.
"Abdullah! Öncelikle sana şunları söylemek isterim.
* Genişlik zamanında kendini Allah'a sevdir ki, O'da seni sıkıntılı zamanında sevsin.
* Allah'ın emir ve yasaklarına önem ver ki, Allah'ta sana önem versin.
* Allah'ın hakkını gözet ki, O'nu yanı başında bulasın.
* Bir şey istediğin zaman Allah'tan dile.Şunu bil ki , bütün varlıklar el birliği ile sana zarar vermek isteseler, Allah'ın takdir ettiğinden başkasını yapamazlar.
* Kaderi yazan kalemin işi bitmiş, yazılanlar ise kurumuştur. Bilmiş ol ki, Allah'ın yardımı ancak sabredenler içindir ve her zorlukla beraber mutlaka bir kolaylık vardır."
Yukarda zikredilen Hadis-i Şerif iyi tetkik edildiğinde, insanın yaşam süreci içinde kendini güvende hissetmesi, elinden gelen çarelere başvurduktan sonra tevekkül edebilmesi, darlık ve genişlik zamanlarında en güçlü Zat'a sığınarak huzur bulması, çeşitli olaylar karşısında metanetini kaybetmeden sabredebilmesi ve tüm bu hasletlerin kimliğinde toplanması ile tatmin olmuş bir ruh yapısına sahip olabilmesi, kısaca mutlu olabilmesinin reçetesi henüz on üç yaşında bir çocuk olan Abdullah b. Abbas'ın şahsında tüm insanlara sunulmuştur. Bu kıymetli ve ruhlara sakinlik bahşeden tavsiyelerin, ergenlik dönemine girmiş ya da girmek üzere olan bir yaşa hitaben yapılması da ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken diğer dikkat çekici hususlardan belki de en önemlisidir.
Efendimiz (s.a.v)'in bu davranışı ile ;
1. İnsanların kendilerine hizmet edenlere karşı mütevazı, şefkatli ve sevgi dolu davranması,
2. Bu kişi henüz çocuk yaşta bile olsa "Hasta Ziyareti" gibi ecri çok olan bir vazifenin ihmâl edilmemesi,
3. Çocukların kimlik gelişmesinde önemli bir yeri olan "Çocuğa Saygılı Davran>ma" prensibinin uygulanması,
4. Bu "Güzel Ahlâk" örneklerinin sergilenmesinde "Din, Dil, Irk farkı" gözetilmemesinin gerekliliği,
5. İslâm'a davet konusunun her ortamda ifasına gayret edilmesi,
6. Davet konusu için "Uygun Zaman Seçimi" hususuna önem verilmesi, "davete icabet" noktasında başarının "Duyguların Yoğun Olduğu" hassas anları kollamadaki önemi hakkında bizlere bir ip ucu verilmesi ve daha nice sezemediğimiz hikmetlerin mevcudiyetinin düşünülmesi gerekliliği beyan edilmiştir.
İmân Konusunun en önemli noktası olan "Allah'a İman" ile alâkalı olarak buyurduğu "Allah'ın yarattıkları hakkında düşününüz. Fakat Allah'ın zatı üzerinde düşünmeyiniz. Gerçekten siz buna güç yetiremezsiniz." Hadis-i Şerifi ile "Tefekkür" mefhumunun imân gücü üzerindeki tesirini vurgularken, insan kavrayışının dünya hayatı içinde eşi ve benzeri olmayan bir varlığı tasavvur edemeyeceği, buna gücünün yemeyeceği konusunda da uyarılar yapmıştır. Bu uyarılar ile dikkatlerin, Allah Zül-Celâl Hazretlerinin "Sıfatları" ve "Fiilleri" üzerinde yoğunlaşılmasını ve bu uygulamanın bir "Eğitim Programı" olarak "Yaşlı, Genç, Çocuk" ayrımı yapmadan tatbik edilmesini istemiştir.
Efendimiz (s.a.v) çocuklara "Meleklere İmân" konusundan bahsederken "Onların Varlığı" ve özellikle onların "Sevecenlik ve Koruyuculuk Sıfatları" üzerinde durarak "Oğulcuğum, abdestini tam ve güzelce al ki, ömrün uzun olsun. Koruyucu Melekler de seni sevsin ve korusun". Buyurmuş, "İman İle İbadet" arasındaki ilişkiyi "İnsanların Uzun Yaşama Arzularını" tatmin ederek "Duygulara Hitap Etme" yöntemi ile gayet ahenkli bir sentezle birleştirmiştir.
Daha sonra imân hususunda "Tatmin Olmuş Kalplere",Şeytan ve Melek kavramlarını şöyle bir metotla anlatmıştır:
"Şeytan da, melek de insan oğluna sokularak, onun kalbine birtakım şeyler getirir. Şeytanın işi, kötülüklerle korkutup, hakkı yalanlamaktır.
Meleğin işi ise; iyiyi tavsiye edip, hakkı tasdik etmesidir.
İçinde böyle bir şey bulunan kişi, onun Allah'tan olduğunu bilsin ve Allah'a hamd etsin. Diğerinin (şeytanınkini) bulan ise şeytandan koruması için Allah'a sığınsın."
Efendimiz (s.a.v) 'in tüm "Eğitim ve Öğretim" metotlarında cömertçe yer verdiği ve yukarıdaki uygulamalarında da şahit olduğumuz "Sevgi, Güven, Gerçek Bir Güce Sığınma İhtiyacı"nın tatmini tüm canlıları olduğu gibi çocukları da rahatlatan bir duygudur.
Bu duyguya dayalı olan bir eğitimin izleri yıllar boyunca kalıcı olur ve körpe zihinlere nakşedilen bu doyumsuz "İmân ve Bilgi" birlikteliği ömür boyunca insan ruhunun ayrılmaz bir parçası olur.
Efendimiz (s.a.v) 'in sevgi ve duygu dolu metotları ile henüz çocukluk çağında iken verilecek olan "ALLAH'A İman" "Meleklere İman" "Peygamberlere İmân" "Kitaplara İmân" "Ahirete İmân" gibi İmân konusunun , "Yetişkinlik Dönemi Din Eğitimi" için sağlıklı bir temel oluşturacağı bir gerçektir.
Fikirleriniz benim için değerlidir.YORUMlarınızı bekliyorum. Gül Vurgunları 
« Önceki ::



